15/5/2008 · Kategori: hikayeler
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...
9/5/2008 · Kategori: ask_sevgi
Kulağımın içi kaşınıyor.Felaket.Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri.Sonra artıyor.Kaşımak da bir zor ki kulağın içini.Bir türlü geçmiyor.
"Ne yapsam acaba?" diyorum.Günler geçtikçe daha da artıyor.Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum
"Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?" diye.
"N'oldu ki?" diye soruyor arkadaşlarım.
"Kaşınıyor kulağım" diyorum. "Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!"
Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi.
"Çok iyi doktordur"
"Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir."
Gidiyorum doktora.Gözlüklü, şirin bir amca.Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.Şaşırıyorum önce.
"İçinde kaşıntı var" diyorum. "Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?"
"Yok" diyor, "Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum."
"Nedir?" diyorum doktora.
"Eski sözler kaçmış kulağınıza" diyor.
"Nasıl yani?" diyorum."Kimin sözleri?"
"Bakacağız" diyor.
Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.
"Yan durun. Kıpırdamayın" diyor bana.
Biraz irkiliyorum.
"Eski sözler" diyorum, "Ha?"
Cımbızın ucu kulağıma giriyor,canımı acıtmıyor nedense.
"Bir kadın sesi bu" diyor.
Sanki bir uğultu duyuyorum.Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.
"Yalan kaçmış kulağınıza!" diyor doktor.
Yalana bakıyorum.Küçücük bir şey gibi gözüküyor.
"Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?" diyorum.
"Durun, bekleyin" diyor doktor. "Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız."
Yalanı tüpün içine koyuyor.Kapağını da kapıyor tüpün.Serbest kalıyor yalan.
"Seni seviyorum" diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.
"Yalanmış ha?" diyorum.
Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor..
9/5/2008 · Kategori: ask_sevgi
Birinci ses''Müsaitseniz size aşık olabilir miyim?''dedi.karşındaki bir an onu süzdü,başını öne eğdi.Sanki ''...Simdi soruyorum büküp boynumu,daha önceleri nerelerdeydiniz?''diyen eski bir şarkıyı anımsarmış gibiydi.ama bunu karşındakine söylese bile ne ifade edecekti ki?hayattta her şeyin zamanlamasının tutması mümkün değildi ki zaten.kalbinin boş olduğu zamanlarda kimse karşına çıkıp''Müsaitseniz size aşık olabilir miyim?''dememişti ki.doğruydu işte sözler,şiirler.aşkın kapıyı ne zaman çalacağı belli olmazdı.aşka randevu verilemzdi.o gelip bulur,ansızın''cee!''diye karşına çıkabilirdi.ikinci ses birinciye''Senin adına çok üzgünüm,aşkına karşılık veremeyeceğim için.çünkü hayatımda birisi var,''dedi,yürüdü gittİ,ayaklarını sürüyerek.birinci ses,sorusunun havada asılı kaldığını hissetti.ürperdi.halbuki birisi olduğunu saklyabilir,yalan söyleyebilirdi.oysa,yapmamış,dürüst davranmıştı.birinci ses düşündü;''Tanrım,demek ki hala böyle birileri var hayatta.roman kahramanları yalan değilmiş.''olmayacaktı bu aşk,belliydi işte de;hayalindeki yüz,beynindeki isim,kalbindeki çocuksu heyecan niye silnmiyordu acaba?müsait değildi bak,söylediği gibi.Aşık olmaması gerekiyordu.aşık olursa acı çekerdi,kavuşamayaktı ona.ikinci sesin,yüzü,elleri,tarzı yinede aklından çıkmıyordu,Acaba o da hoşlanmışmıydı kendisinden?bunu öğrenmeyi o kadar çok istiyordu ki?iyi de,hoşlansa bile bunu söylemesi neyi değiştirecekti?ikinci ses,hayatında birisi olmasına rağmen,o gün karşısına onu beğenen,hatta aşkı için iizin isteyen bir Ses'in çıkmasına içten içe çok sevindi.gidip gelip aynaya kendisine göz attı gün boyu.içini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı.Gururu okşanmıştı.kalbi boş olsaydı,''evet''deyip,onunla birlikte bir aşka yelken açmaktan kaçınmazdı.acaba,mazeretini söylerken bunlarıda söylese miydi birinci ses?Yoo,duygularıyla oynamak istmezdi onun.bunca çürümüş ilişkilerin arasında sevginin,aşkın adı dama atılmışken;birisinin orataya çıkıp cesurca''Müsaitseniz size aşık olabilr miyim?''demesi,inceliğin ve karşısındakine değer vermenin eski şarkılarda,filmlerde kalmadığını kanıtıydı işte.Aşk için izin istenmezdi,biliyordu.Bu,sadece aşkı ifade etmenin zarif bir yolu olmalıydı.nereden mi biliyordu?Telefonu,ara ara,bilinmeyen bir numara tarafından aranıyor,''Alo!''dediğinde kapanıyordu.Son açtığında, ''Sen misiin?''dedi.Telefon kaapanmadı.Derin bir iç çekiş duyuldu.Birinci ses konuştu:''Müsait olmasanız da ben siz e aşığım''....Sessizlik, ölüm kadar kesin ve uzun sürdü.Aşk, ölümden daha çaresizdi o an.
« Önceki |